Kayıtlar

Kiraz kızı Safiye

 Tırnaklarımın içindeki toprağı temizlemeden yazıyorum bu yazıyı.   Ben dün gece, bir roman karakteri olarak yazsam kimsenin gerçek olabileceğine inanmayacağı "Bu kadar günahsızı olmaz!" deyip, kurgu olarak kabul edeceği insanı kaybettim. "Acıtır" demiştim, bir gün böyle bir haber aldığım zaman. Acıttı da... Fakat detaylı düşünmemişim. O acının yerini kocaman, kaotik bir boşluk kaplıyormuş, bilememişim. İçinde belirli bir duygu barındırmamasına rağmen hacmi olan bir nötrlük oturacakmış göğsümün tam ortasına, düşünememişim. Öyle plansız, şekilsiz, düzensiz yerleşti ki oraya... Otoparkta yanlış park ettiği için yanına araba giremeyen boşluk gibi. Rahatına düşkün, yeri geldiğinde çirkefleşen bir boşluk.  Gel dedim, sana bir duygu, düşünce tanımlayalım. Olmaz dedi, ben olduğum şekilde memnunum. Tamam olur, peki. O zaman gel yerini ayarlayalım, bak yanına sığdıramıyorum kimseyi... Olmaz dedi, boşuna uğraşma, ben yerimden istediğim zaman kalkarım! Bencilce olduğunu bile b...

Günah

İsa bütün insanlığın günahları için bir kere öldü. Düşün şimdi, eğ kafanı, kapat gözlerini. Tekrar tekrar kaç kere ölmesi gerekir şimdi İsa’nın sırf senin günahının affı için? Teşekkür etmek kalır bana, olsa olsa kurgudur, gerçekte yoktur böyle şeyler dediğim konunun gerçek olabileceğini gösterdin bana. Teşekkür etmek kalır bana, bir pencere açtın bende, hiç bu kadar yakmamıştı bilgi, hiç bu kadar üşütmedi pencereden giren rüzgar. Merak etme gülümseyeceğim sana, en güzel yalanları fısıldayacağım kulağına. Bir başkası olarak öpeceğim boynunu, sarılacağım asla bana ait olmayan kollarla. Merak etme göstermeyeceğim yüzümü sana. Tanıştırmayacağım seni kendimle, sıradan zannedeceksin beni ama içten içe bileceksin bir şey var bu işin içinde diye. Gözlerine bakan ruhsuz taşları gerçek gözlerimle karıştırma sakın! Bir hata yapmış, bir günah işlemiş daha olursun… Gerçi ne demek ki senin için bir günah daha, kaç kere daha ölür ki İsa zaten? Gel oyna benimle, doğrularını bildiğim yalanları s...

Tutulmayacak sözler, acı çekecek sayfalar.

  14.10.2021 Zonguldak

"Her şey akar" Panta rhei

 Hiçbir şey orijinal gelmiyor artık, gerçi "orijinal" kelimesi içimdeki hislerin, anlatmak için çaba harcamaktan çekinmeyeceğim duyguları tanımlayabilir mi ? Emin değilim ama deneyeceğim işte. Öncelikle bu hissiyatın ne zaman oluşmaya başladığını anlatmak isterim sizlere. Çok geçmişe gitmeye gerek yok birkaç ay öncesine gitmemiz kafi olacaktır. Düşünce ve hayata karşı bakışını çok beğendiğim birinden bana bir kitap hediye edildi, felsefe kategorisinde rahatlıkla kendine yer bulabilecek olan bu kitap, hayata karşı birkaç pencere açma konusunda bana yardımcı oldu. Her açılan penceremde olduğu gibi içeri bilgi denen ışık da girdi, bilginin yanında getirdiği farkındalığın depresif rüzgarı da... Üşüyorum değerli okuyucu, vücudum ışık içinde lakin ben titriyorum. Orijinal gelmiyor artık duyduklarım, gördüklerim. Kendi sözlerim bile orijinal gelmiyor ikinci kez söylediğimde, üzerine uzun süre düşündüğümde. Bu sefer anlaşılmak pek umurumda değil, bu kumarı kaybedebilirim. Kendimi tut...

Anlaşılmak ufak bir kumar

 Benim için hep iki tür değer birimi oldu hayatta, ilki bildiğimiz yeşil kağıt parçası olan para, altın veya değerli olduğuna insanlar tarafından karar verilmiş herhangi bir şey. İkincisi ruh, baya bildiğimiz veya bilmediğimiz kadarıyla ruh. Ruh harcanabilir mi? kaybedilebilir mi ? Hadi kaybettik, geri kazanabilir miyiz? Öncelikle ruh dediğimiz değer birimini çok gözde büyütmemek lazım, insanlar halihazırda ömürleri boyunca para kazanıp-harcayıp-tekrar kazandıkları kısır bir döngü içindeler, pek fark etmesek de ruh için de aynısı geçerli, örneklendirmem gerekirse;  Uyandınız ve kahve makinanızın bozuk olduğunu fark ettiniz... -40 ruh birimi kaybettiniz bile. Sokakta çok tatlı bir köpek size gülümsedi +20 ruh birimi kazandınız, üstüne bir de köpeğin başını sevdiniz ve zevk aldınız + 40 ruh birimi.  Para ve Ruh birimlerinin arasındaki en büyük fark, para kazanmanız insanların çoğunluğu tarafından yapılmasını istenen bir şeyi yapmanızken Ruh birimi için kendinize iyi gelen b...

Tarih yazılıp boş bırakılan sayfaların acısı

Resim
 Nereden bilebilirdim ki ? Sayfalar da acı çekermiş, kendime  o kadar yakıştırmışım ki bu duyguyu benden başka kimse hissedemezmiş gibi bir yanılgıdayım bu sıralar. Hani beni uykusuz bırakan o düşünceyi, fikri, hayali kusacaktım ya mürekkebim ile, hazırdım hani , kağıdın üzerine tarih atacak kadar cesaretimi toplamıştım hatta, utanma! hatırlarsın hafızanı biraz zorlasan. O sayfa boş kaldı işte, kaç gün, hafta, ay belki yıl geçti , o kağıda bir kelime bile yazamadım ben. O kağıt acı çekmesin de hepsini ben mi çekeyim ? Hem kullanamazsın bir daha o kağıdı, çok öncesinin tarihi var bir kere. Ne yapacaksın? Altına yeni tarihi yazıp devam mı edeceksin? Görseler "Çaresize bak" derler bir kere "Ne çok düşünmüş bir kelime yazabilmek için" , "Çaresize bak, bir kabusta gibi kelimeleri boğazında düğümlenmiş.". Düğümlenirmiş bazen düşünceler, kelimler, duygular düğümlenirmiş hatta bazen, hep olmazmış ama " bazen" olurmuş, geçer yani sıkma canını. İsyan ediyo...